Yazarlar

deepblue

Yere Düşen Canlar..

Yere Düşen Canlar..

Abone Ol

2011-05-18 15:00:00


             Evlat…

             Oğul…

 Kız…

Geleceğin umudu, ailenin direği, anne ve babanın kahramanı, soyun sürekliliği, düşlerin en güzel perisi, yaşamın rengi…

Bir kadınla bir erkeğin birbirini sevmesiyle başlar her şey. Kadınla erkek günlerce, haftalarca, aylarca  ve belki de yıllarca gizli buluşurlar. Her buluşmalarında, gelecekteki evlatlarından söz ederler. Evlatlarının hayallerini kurarlar. Doğacağı zamanı, ismini, okula başlayacağı zamanı, evleneceği zamanı ve çocuklarını…

Bir düştür uzar gider, yıllarca.

Nişanlanırlar, ve evlilik hazırlıklarını yaparlar. Yıllarca çalışırlar ve evlilikleri için para biriktirirler. Hasret çekerler. Borçlanırlar. Birçok zorluk yaşarlar ve sonunda evlenirler.

Evlerinin bir direkleri olsun isterler. Aslanlar gibi bir oğulları ya da periler gibi güzel bir kızları olun isterler.

Hayalleri uzar gider. Ve çocuk yapmaya karar verirler.

Çocuk yapmak öyle kolay görünse de kolay değildir. Çocuk için cinsel birleşmenin olması gerektiğini hepimiz biliyoruz. Ancak cinsel birleşme, çocuk için yeterli değildir. Bir cinsel birleşmede, ortalama 100-150 milyon sperm boşalır. Başlangıçta bu spermler, testislerde hareketsiz bir şekilde depolanırlar. Daha sonra bir grup sperm testislerin alt bölümüne geçerek, çeşitli sıvılarla karışır. Yaklaşık 150 milyon sperm, kadının rahmine ulaşmak için amansız bir mücadele verir.

Bu spermlerin büyük kısmı, cinsel ilişki sonrasında vajinadan dışarı dökülür. Küçük bir kısmı ise spermlerin yaşaması için uygun ortam olan ve adına “servikal” denilen rahim ağzı kanalına ulaşmayı başarır. Bunların da büyük kısmı hedefine ulaşmaz. Az bir kısmı da yumurta hücresinin yanından geçerek karın boşluğuna dökülür.

Bu çetin yolculukta 150 milyon spermden sadece 200 tanesi yumurta hücresine ulaşmayı başarır. Bu 200 spermden de sadece bir tanesi yarışmayı kazanıp, kadının yumurta hücresinin içine girip döllenmeyi gerçekleştirir.

Döllenen yumurta tüpler yolu ile rahim içine gelir ve gebelik için bütün hazırlıkları yapmış olan tabakaya yuvalanır. Bu yuvalama esnasında bazen kanamalar olabilir. Eğer kanama olursa, gebelik gerçekleşmez. Kanama olmazsa gebelik gerçekleşir.

Tam 9 ay 10 gün… Bir kadın için en zor dönemdir. Karnında bir canlı taşımak, canlılığını hissetmek hem çok zordur hem de heyecan vericidir. Bebeğin her istediğini yapmak lazım, ağır taşımamak lazım vs. Anne adayı erken yorulur, çabuk usanır, duygusallaşır, bazen uyuyamaz, bazen yemek yiyemez, bazen her şeyden tiksinir, bazen her şeyden nefret eder. Ama tüm  bunlara katlanır.

Sadece bununla da sınırlı değildir, sıkıntılar. Bebeğin sağlıklı doğup doğmayacağı, ona iyi bir gelecek sağlama telaşı, cinsiyeti…

Sonunda bebek dünyaya gelir. Ah o ne heyecandır! Bebeğin nefes alışı, ağlaması, dudaklarını oynatması müthiş bir heyecan verir insana. Sanki bütün dünya, bebeğin yumruk sıkışındadır. Anne kendini dünyanın en güçlü varlığı, baba ise kendini dünyanın en gururlu varlığı gibi görür.

Evlat… Yeni bir nefes… Dünyanın en tatlı varlığı…

Muhteşem bir duygu!

Anne ve babanın aylar önce kararlaştırdıkları ismi koyarlar. Onunla gurur duyarlar, onunla mutlu olurlar. Yıllarca hayatlarındaki en güzel parçadır evlatları.

En güzel giysileri alırlar, en güzel parklara götürürler. Ona ninni söylerler. Okula yazdırırlar, başarılarını kutlarlar. Ondan büyük bir övgüyle bahsederler. Her anının fotoğrafını çekerler. Örnek gösterirler. Her an yanı başındadırlar. Her an onu yanlarında görmek isterler. Hastalandıklarında, anne ve babanın yürekleri yanar, uyuyamazlar. Onun nefesi, onun sözleri, onun yürüyüşü, onun çığlıkları, onun bakışları her zaman en güzel olanlardır.

Anne ve babanın elinden gelse, dünyayı evlatlarına sunarlar. Ellerinden gelse, güneşin içine saklayacaklardır. Ellerinden gelse, en güzel yıldızı gökyüzünden kopartıp ona armağan etmek isterler.

Zaman böylece akıp gider.

…Ve bir gün…

Evet bir gün, vurulur evlat. Serseri bir kurşunla, bir mayınla, bombayla, roketle, copla, tekmeyle, kelepçeyle vurulur evlat. Hem de çok sevdiği ülkesinin topraklarında ve ülkesinin evlatları tarafından.

Vurulduğu yerde kanlar akar, düştüğü yerde güller biter. Mevsim solar, düşler yarım kalır. Şarkılar darılır, şiirler küser. Güneş bile utancından yerin dibine girer. Balıkçılar ağlarını çeker, işçiler iş bırakır, yıldızlar solar.

Bir değil, iki değil, binlerce evlat…

Binlerce evlat düşer toprağın sırtına. 150 milyon canlı arasından yarışı kazanıp zafere ulaşmayı başaran evlat, artık yoktur. Geride ise ağlayan anneler ve yarım kalan hayat öyküleri…

Evlat…Canımın içi, bebeğim, sol yanımın en ince sızısı…

Evlatlarım…Sol kaburgamın en derin acıları…

Sizleri çok özledim, hep özleyeceğim. Adınız “yaşam” oluncaya kadar…            

  • Etiketler :
  • Van Haber