Yazarlar

deepblue

DİLENCİ(LEŞEN) TOPLUM!

DİLENCİ(LEŞEN) TOPLUM!

Abone Ol

2014-05-14 15:00:00

Anadolu’nun köylerinden birinde bir rençber yaşarmış. Çalışkan biriymiş. Her sabah, eşinin hazırladığı bohçasını alır ve çalışmaya gidermiş. Sevilen biriymiş ve mutluymuş. 



Rençber, bir gün tarlasının yanıbaşına bir kapan kurar. Amacı, tarlasına giren tilkileri yakalamak. Kurduğu kapanı gözlemeye başlar. Çok zaman geçmeden, kapana bir hayvanın yakalandığını fark eder. Yanına yaklaştığında, kapana yakalanan hayvanın tilki değil, kurt olduğunu görür. İçeri,  kurdu öldürmek için gerekli olan bıçağı almaya gider. Geri döndüğündeyse, şaşırtıcı bir şeyle karşılaşır. Bir tilki, kapana yakalanan kurdu kurtarmaya çalışmaktadır. Bu durumun ne kadar süreceğini merak eder ve kurda dokunmaz. Günlerce gözler ve günün belli zamanlarında tilkinin, kurdun ağzına yiyecek verdiğini görür. 




Bu durum rençberi düşündürür. Alır başını bir evliyaya gider. Bu durumun ne anlama geldiğini sorar. Evliya ona şunu söyler: “Kaderinde düşmek olanların rızkını Allah verir.” 




Rençber düşünür taşınır ve şöyle düşünür: Eğer kaderinde düşmek olanların rızkını Allah veriyorsa, ben neden bu kadar zahmete katlanayım ki? Ben de yan gelip yatayım, nasılsa rızkım gelir. 




Rençber her gün gezer tozar, görevlerini yapmaz. Ancak belli bir zamandan sonra hayattan zevk almadığını görür. Dahası işleri dağılmıştır, her şey kötüye doğru gidiyordur. 



Rençber, iki elini havaya açar ve “Allah’ım ne oldu?” diye söylenir. Gaipten gelen bir ses ona şöyle cevap verir: “Rençber kardeş, sen yanlış anladın. Kaderinde kurt olmak yoktu, tilki olmak vardı.”



Rençber işlerini düzeltmeye çalışır. Ancak her şey bozulmuştur. Önünde iki seçenek vardır: Ya eskisinden çok daha iyi çalışıp işlerini sıfırdan kurması gerekmektedir ya da her şey bozuk haliyle devam edecektir. 



Rençber düşünür taşınır, birkaç gün çalışır. Bakar ki işler kolay kolay düzelmez ve her şeyi oluruna bırakır. Her şey gittikçe kötüleşmektedir. Öyle bir zaman gelir ki, rençberin sistemi kokuşur ve tamamen bozulur.



Alın size bizim sistemimiz…

Yetkililerin çoğu torpille başa gelmiş. Emek yerine emek hırsızlığı, görev yerine yetki pazarlığı ön planda. Çoğu işini bilmiyor. Yetkilerinin ve görevlerinin ne olduğunu çoğu bilmiyor. Çoğunun gözü koltukta, çoğu ihaleleri, arsa pazarlıklarını düşünür. Çoğu birbirinin değirmenine su taşır. Çoğu birbirinin yalakası…



Çoğu kendi kaderini, kurdun kaderine benzetir. Çalışmak yerine, çalışmamayı düşünür. 



Hal böyle olunca, kentlerimizin sorunları da büyür de büyür. Sorunlar küçükken, ilgili yetkililer kıllarını kımıldatmazlar. Sorunlar büyüyünce de kokuşmuş sistemin bir parçası oluverir. 



Benim babam, evin bir eşyası kırıldığında ya da kimsenin sorunu umursamadığını gördüğünde der ki, “bu evde sadece benim mi gözlerim var? Kimse bu sorunları görmüyor mu?”




Kentimizin sorunlarına da baktığımda, “ya Allah aşkına hiçbir yetkilinin gözü yok mu ki, bunları görmüyor mu ki müdahale edilmiyor” diye düşünüyorum. 



Son zamanlarda kentimizin en önemli sorunlarından biri haline gelen bir sorun var: Dilencilik. Neredeyse her köşebaşında, her sokak ortasında, her kaldırım kenarınd, her trafik ışığında bir ya da birkaç dilenciye rastlamak mümkün. Her birinin elinde uyutulmuş bir ya da birkaç bebek-çocuk duruyor. 



Sayıları her geçen gün artıyor. Her geçen gün bu sorun daha berbat bir hal almaya başlıyor. Ama hiç kimsenin umurunda değil. Hiç kimse oralı olmuyor. İlimizin hiçbir yetkilisi, hiçbir şey yapmıyor.



Valilik…

Eğer sayın vali , vali yardımcıları ve valilikteki diğer yetkililer sokağa çıkmıyorlarsa, etrafta olup bitenleri görmüyorlarsa, pencerelerinden dışarı baksınlar, bu rezaleti görürler. Çünkü dilencilerin en yoğun olduğu yerlerden biri de valilik binası çevresi.



Hemen her fırsatta medyada şunu yaptık, bunu yapıyoruz diye boy gösterileceğine, pratikte hizmet ve çalışma görmek istiyoruz. 



Siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları, diğer resmi kurumlar…



Ve en iyi başardıkları şeyin, halktan uzak olduğu vekillerimiz…



Nerdesiniz? 


Belediyelerimiz…


Hepsini anladım da, halkın belediyeleri neden susuyor ve kılını kımıldatmıyor? Buradan açıkça belirtiyorum. Kimse alınmasın, darılmasın. Dilencilik sorunu, belediyelerimizin büyük bir ayıbıdır. Demokratik özerklik modelinin uygulanmasına geçişi sağlayacak en önemli kurumlar, belediyelerdir. Ama eğer belediyeler, sokaklarda bebeklerini bu işe alet ederek ve her geçen gün sayıları artarak devam eden dilencilik sorununu görmüyorsa, bu büyük bir eksikliktir. 



Abdullah ÖCALAN, Diyarbakır’da işsizlikten intihar eden iki genç için şöyle söylemişti: “Eğer bir kentte iki genç işsizlikten intihar ediyorsa, belediye işini yapmıyordur.”



Çok doğru…Belediyelerimiz, sosyal alanlarda hayatı yaşanılır kılabilmek için çaba göstermeli. Sıradan, klişeleşmiş, alışagelinmiş bir belediyecilik bu dönemde iflas etmiştir. Bu yüzden herkesin kendisini silkelemesi gerekir. 



Toplumun sorunlarına duyarlılık, bu dönemde başarının kriteridir. Bunu unutmamak lazım.



Ve unutmamamız hiçbirimizin unutmaması gereken bir husus daha var: Van sokaklarında bir tek dilenci bile kalmışsa, A’dan Z’ye hiçbir yetkili, kurum, kuruluş işini yaptığını düşünmesin. Çünkü bu dönemde hiç kimsenin görevini ihmal etmeye lüksü yoktur.

 
  • Etiketler :
  • Van Haber