Yazarlar

MEBİT

ECDAT MI, NE O?

ECDAT MI, NE O?

Abone Ol

2012-11-29 15:00:00

 

Başbakanın da sık sık dile getirdiği çok güzel bir söz var: Kendi tarihiyle yüzleşmeyen devletler, küçük kalmaya mahkumdur.

Evet çok doğru. Kendi tarihiyle yüzleşmeyen toplum, kendi yanlışlarını sorgulamayan toplum, kendi hatalarını eleştirmeyen toplum, küçük kalmaya mahkumdur.

Biz bu ülkede yaşayanlar, kendi tarihimizle bir türlü yüzleş(e)medik. Bu, bizlere nasip olmadı. Küçükken okul kitaplarımızda “kahramanlaştırılan” bir tarih öğretiliyor. Her girdiği savaşı kazanan, her kaybettiği savaşta masum gösterilen, bütün liderlerini haklı gösteren bir tarih. Ama unutulan bir şey var: Bizler hep ilkokul çağında kalmıyoruz, büyüyoruz. Büyüdükçe araştırıyoruz ve gerçek tarihi öğreniyoruz. O zaman da bize okullarda anlatılanlar çok basit ve komik geliyor.

Siz her şeyi değiştirebilirsiniz. Ama geçmişi asla değiştiremezsiniz. Geçmiş, yaşanmıştır. Ne yaparsanız yapın onu inkar da edemezsiniz. Her ülkede, her toplumda, her insanda olduğu gibi bizim de bir tarihimiz var. Bu tarihimizde doğrular, yanlışlar, haksızlıklar, katliamlar, kahramanlıklar var. Bunu değiştirme şansımız yok ki. O halde yapmamız gereken, bu tarihimizi kabul etmek ve bu tarihi tecrübelerimizden ders çıkarmak.

Şimdi bu topraklardan Büyük Osmanlı İmparatorluğu geçti. Tarihin en büyük hükümdarlarından bazılarını yetiştirdi, tarihin en büyük fetihlerinden bazılarını yaptı. Ama Osmanlılar’da bir yaşam şekli vardı ve onlar bu yaşam şekilleriyle tarihte ölümsüzleştiler.

Neredeyse hiçbir hükümdar, tahta kan dökmeden oturmamıştır. Bir çoğu kendi kardeşini öldürerek tahta oturmuştur. Tahta oturduktan sonra da Makyavelist bir yönetim şekli uygulamışlardır. Yani amaca ulaşmak için (ki amaç Osmanlı birliğini sağlamaktı) her türlü yol mübah görülüyordu. Saray entrikalarını hepimiz biliriz. Kadınlar arasındaki “hükümdarı kapma” yarışları ve birbirlerini yok etme çabalarını hepimiz biliyoruz. Yine haremdeki kadınların, hükümdarın yanına gidebilmek için sıraya ve yarışa girdiklerini biliyoruz.

Ayrıca içkiden ölen hükümdarın olduğunu, bazı saraylarda “iç oğlan” hareminin olduğunu tarih söylüyor.

Osmanlılar’ın hiçbiri bu yaşam biçimlerini inkar etmediler. Hatta onların böyle bir dertleri olmadı. Bu yaşanmış bir şey. Yani bunu asla değiştiremeyiz. O zaman bunu bilmemizin ne ayıbı olabilir ki?

Ha mesele “ecdad”a gelirse sorun değişir mi bilmem. Ama bilmemiz gereken bir şey var: İstesek de istemesek de, gücümüze gitse de, kabul etsek de etmesek de böyle bir tarih var.

Ama daha güzel yaşamış, daha doğru yaşamış olan ecdat derseniz, bu topraklardan çok değerli, çok bilge insanlar geçti. Bana sorarsanız, ecdat olarak kabul etmemiz gerekenler de bunlar. Çünkü Türkiye’nin bu ecdatlara gerçekten çok ihtiyacı var.

Kimdir bu ecdat? Bazılarını sayayım…

Mevlana… Hiçbir zaman dil, din, cinsiyet, zengin, fakir, çocuk, yaşlı, Müslüman ayrımı yapmadı. Hayatının tümünü kardeşliğe adadı.

Yunus Emre… Yaratılan her varlığı, yaratanın bir parçası görebilecek kadar insanoğluna saygı duydu. Hayatının tümünü kardeşliğe adadı.

Pir Sultan Abdal… Zalim paşaların zulmüne karşı mazlumun yanında yer aldı ve bu uğurda can verdi. Hayatının tümünü kardeşliğe adadı.

E.Xani…Yaratıcının adaletinden asla taviz vermedi ve kendi halkının, dünyanın tüm halkları gibi yaşaması gerektiğini savundu. Hayatının tümünü kardeşliğe adadı.

Ş.Bedrettin…Osmanlı’da demokrasiden belki de ilk bahseden kişi o oldu ve birliği, kardeşliği savundu.

Ş.Abdulkadir Geylani, Seyit Taha, Seyit Rıza, Ş.Said, İbni Sina, Harezmi, Musa Anter, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Ahmet Kaya, Yılmaz Güney, Nazım Hikmet, Necip Fazıl… Daha onlarcasını sayabiliriz. Bu insanlar bu topraklarda yaşadılar. Onlar, bu toprakların ecdadı.

Kardeşlikten, demokrasiden ve barıştan başka dertleri olmadı. Çünkü onların bildikleri bir şey vardı: Biz istesek de istemesek de, biz inansak da inanmasak da, biz yapsak da yapmasak da, biz görsek de görmesek de bu toprakların insanlarının kaderi barışta birleşecek. Bu topraklarda yaşamış olan bütün halklar, bir gün mutlaka ama mutlaka kardeşçe yaşamasını öğreneceklerdir.

Çünkü tarihi, her zaman güçlüler yazar ve barıştan daha güçlü bir değer yoktur.

  • Etiketler :
  • Van Haber