Yazarlar

VANNE FUAR

Van turizmine dair…

Van turizmine dair…

Abone Ol

2012-08-03 15:00:00

Henüz ilkokul çağlarındaydım. Evimiz Van’ın en uzak mahallelerinden, Erek dağının eteklerinde kevenli köyünün altındaki Garipler mahallesindeydi. Hemen her gün, mahallede oyun oynadığımız sokaklarda, ellerinde fotoğraf makinesiyle, gerek ikili ufak gruplar halinde ve gerekse yalnız başına dolaşan birçok turistle karşılaşırdık. Hatta bazı muzip arkadaşlarımız büyüklerinden öğrendikleri birkaç kelimeyle onlara laf atardı ‘Hello Danke’ diyerek… Turistlerde gülümseyerek yanımızdan geçer giderlerdi. O kadar sık yaşanırdı ki bu manzara, bizler artık turist gördük mü oyunumuzu yarıda bırakmazdık bile.

Mahallemiz, komşuluk ilişkilerinin zirvede olduğu, evleri damdan dama atlayarak tüm mahalleyi dolaşacak ölçüde, sıkı sıkıya bitişik nizamlı dizilmiş, şirin bir mahalleydi. Saat 5 dedi mi herkesin evinin önündeki bahçesinde veya balkonunda semaverler kaynardı. Kimi zaman komşu kadınlar bir araya gelir, herkes evinde ne yapmışsa pasta-kek getirir, bir balkonda ya da bahçede toplanılırdı. Bir yandan sohbetler edilir, bir yandan ağır ağır demlenen enfes semaver çayları, kıtlama şekerle zevkle içilirdi. Hiçbir zaman unutamayacağım o güzelim Van akşamlarında, biz çocukların şen kahkahaları kadınlarınkine karışırdı, yaz boyunca her gün ta ki hava kararana dek.

Yine böyle bir akşamüstü, evimizin önünden geçen yokuşun dibindeki komsuda, hep beraber mahallenin kadınları ve biz çocuklar toplanmış çay sefası yapıyorken, bir turist belirdi yolda. Mahalleli diğer kadınlara göre, daha sosyal olan ev sahibi komşumuz, hemen turisti çaya davet etti. Kır saçlı güler yüzlü bir İngiliz turistti. Kısa sürede etrafını saran biz çocuklarla, kadınların çay pasta ikramına boğduğu ve isminin Sam olduğunu öğrendiğimiz bu adam, hemen kaynaşmıştı bizlerle. Çat pat Türkçe bilen Sam’le, iletişim kurmak için çayın, pastanın İngilizcede ne demek olduğunu öğrenmek isteyenlerin yanında, nereden geldiğini soranlarda olmuştu. Kevenli (Şusanıs) köyünden geldiği anlaşılan turist, o zamanın aklımda kalan en ilginç hatıralardan biridir. Hepimizin fotoğrafını çeken Sam, mutlu bir şekilde aramızdan ayrılıp gözden kaybolmuştu…

Evet, seksenli yıllarda Van şehri, sezonda ortalama 90 bin yabancı turist ağırlardı. Van, bölgede en güzel ve en büyük otellerin bulunduğu, çift katlı otobüslerin otellere kafilelerle turist taşıdığı, huzur ve dinginlik veren önemli bir turizm beldesiydi. Kazım Karabekir Caddesinde, adım başı halı, kilim, gümüş satan dükkânlar bulunurdu ve de o zamanlar çocuk olmamız dolayısıyla, çokta anlam veremediğimiz bir şekilde, lokanta ve turistik eşya satan dükkânların veya büyük mağazaların vitrinlerinde, her Türkçe kelimeye karşılık; carpet, silver, breakfast, restaurant… gibi birde İngilizcesi yazardı.

Akşamları Van çarşısı, rengârenk ve ilginç kıyafetlerle dolaşan turistlerle daha bir kalabalıklaşırdı. En çok Avrupalı turistlerin ağırlığı vardı. Kimi zamanda Uzakdoğulu, çekik gözlü turistlerle de karşılaşırdık Van caddelerinde.

O kadar alışkındık ki turiste, kimse arkasını dönüp bakmazdı bile. Saygısızlık yapanı ya da yadırgayıcı bakışları göremezdiniz kimseden. Otelciler, esnaflar çok memnundu halinden. Turistlerin gözde mekânları arasında; Van Kalesi, müze, Çavuştepe, Akdamar Adası dışında bir de Edremit sahilleri vardı. Özellikle, o zamanlar muhteşem bir kum plaja sahip olan Edremit Kadembas mevkii, turistlerin favorisiydi. Şimdi piknikçilerin kullandığı o alanlar, kamping olarak turistlere hizmet veriyordu. Çadırını, karavanını kapan turist, orada güvenle, huzurla şahane doğanın, parlak güneşin, tertemiz gölün tadını çıkarıyordu. Sahil boyunca uzanan bu kampinglerin yanı sıra, pansiyonlar, gazino tipi küçük müzikholler bile vardı. Göl, o yıllarda henüz yükselmediğinden, birçok yerinde kum plajlar vardı ve sihirli turkuaz suyuyla, eşsiz güzellikte fotoğraf kareleri sunardı uzaklardan gelen konuklarına.

Kelimelerle anlatılmayacak güzelliğinin sihrine Beşiktaş kulübü bile kapılmış, sezon öncesi hazırlık kampını Van’da yapmıştı o dönemlerin birinde. İşte böylesine hareketli geçerdi eskiden Van’da turizm sezonları…

Yıllık iznimin bir bölümünü geçirdiğim Fethiye’de, adeta Van’ın o muhteşem günlerine geri gittim. Dünyaca ünlü ölü deniz plajına girerken, aslında yuvarlak çakıllı, derin ve temiz suyuyla ünlü Amik (Molla Kasım) plajlarından hiçbir farkının olmadığını gördüm. Sadece plajın karşısındaki, çam ağaçlarıyla dolu tepecikler bozuyordu benzerliği. Oysa Van gölünde de, Çitören sahilinden karşıya bakınca, ölü denizi aratmayacak ölçüde, masmavi, berrak suların öte yakasında, çam ağaçlarıyla dolu değilse bile eşsiz manzaralı, ulu Süphan volkanını görüyorsunuz. İkinci gün gezme imkanı bulduğum Dalyan (Köyceğiz) ve Caretta caretta’ların mekanı olan İztuzu plajı da, aynı nostaljik Van’ı hatırlatan görüntülerle doluydu: Uçsuz bucaksız kum plaja sahip ve asla derinleşmeyen kum tabanlı tertemiz suyuyla, bir zamanlar Van’ın en meşhur plajı olan Fidanlığı hatırlattı bana. Tek farkı, bizim küçükken deniz taşı dediğimiz suda batmayan ilginç oyuncaklarımız varken fidanlıkta, buradaki plajda, koruma altına alınmış Caretta caretta yumurtaları vardı. Bir de Likya krallarının şaşalı günlerini hatırlatan kaya mezarları, sazlık bir nehir üzerinde teknelerle ilerlerken izleme fırsatı bulduğunuz bir başka güzellik olarak karşınıza çıkıyordu. Tıpkı fidanlıktan Van kalesine sazlıkların içinden bakarken, uzaktan uzağa gördüğümüz Urartu kaya mezarlarıyla aynı silueti hatırlatıyordu bana. Tek farkı, biz mağaraları aydınlatacak bir ışık ya da bir yol bile yapamamışken, buradaki kaya mezarlarına rehberler eşliğinde, günlük turlar düzenlenerek, her türlü ihtiyacınızı gidereceğiniz sosyal tesislerle hizmet veriliyor olmasıydı. Sonraki gün gezdiğim Gemiler koyu ise tertemiz suyu, çakıllı plajıyla ve etrafındaki irili ufaklı adalarıyla, Akdamar adasının batı sahilindeki berrak, derin, temiz suyunu andıran iştah açıcı görüntülerini hatırlatıyordu bana.

Gezdiğim yerler boyunca, zihnimde şu acı gerçek sorgulanıyordu hep; Van, o zamanlar çok daha ileride bir şehirdi galiba diye. Zaten o yıllarda Van, 100 bin turist ağırlarken Antalya, Muğla henüz keşfedilmemişti. En azından bu kadar revaçta değildi.

Yinede çok umutluyum Van turizminden. Valilik, 2025 yılında 1 milyon turist ağırlama hedefi koymuştu. Konforlu konaklama imkânının sağlanması ile planlı tur organizasyonlarının devreye girmesi ve eksiksiz altyapının birleştiği gün, Van turizmde rakipsiz hale gelecektir. Van’a örnek olması açısından bu konuda en başarılı illerden olan Şanlıurfa incelenmelidir bence. Şehrin değişik yerlerinden yükselen Sheraton, Hilton, Dedeman gibi dünyaca ünlü oteller, Urfa turizmine büyük bir ivme katıyor. Van’dan önce Urfa’nın bu otellere sahip olmasında maalesef önemli bir etkende, güvenlik algısında saklıdır.

Turisti çekmek için gereken tarihi zenginlik ve muhteşem doğa bu şehirde zaten hazır bekliyor. O huzurla dolu, turuncu ufuklu Van akşamlarını tekrar yakalayabilirsek, bu şehirde bir milyon turist asla hayal olmaz...

  • Etiketler :
  • Van Haber