Yazarlar

deepblue

ONURLU DİRENİŞİN SEMBOLÜ: Kobané ÖNEMİ VE ANLAMI NEDİR, KİM ORDAN NE İSTİYOR?

ONURLU DİRENİŞİN SEMBOLÜ: Kobané ÖNEMİ VE ANLAMI NEDİR, KİM ORDAN NE İSTİYOR?

Abone Ol

2014-10-06 15:00:00

Rojava...
 
Şimdiye kadar adı pek duyulmayan, yetim bırakılan toprak...
 
Tarihin en kirli oyunlarının oynandığı, insanının kimliksiz bırakıldığı toprak.
 
Kobané…
 
Rojava’nın en esmer çocuğu…
 
Şimdi insanlarının diri diri yakıldığı, vahşice katledildiği toprak.
 
Kobané…
 
Onurulu direnişin en yürekli sembolü…
 
Tarihin en cesur destanının adı…
 
Peki Kobané neresidir, neden önemli?
 
Yaklaşık bir aydır orayı düşürmeye çalışan IŞİD teröristleri, oradan ne istiyor, neden orayı ele geçirmek istiyor?
 
Kobané’nin düşürülmesinin Kürtler, Türkler, Türkiye ve Ortadoğu açısından kaybı nedir?
 
 
 
Kobnané Kürtleri, Rojava nüfusunun yaklaşık % 25’ini oluşturuyor. Rojava’nın en kalabalık kentlerinden biridir. Suruç’un sınırında yer alır. Nüfusunun önemli bir kısmı, ilk başlarda Haçlı Seferleri’ne karşı mücadele etmek için Rojava’ya yerleşmiştir. Sonrasında önemli Kürt Alimleri’nin oraya yerleşmesiyle, Kürtler oraya akın etti.
 
 
 
Özellikle Selahattin Eyyubi döneminde, oraya göç eden Kürtler’in sayısı arttı. Rojava’nın önde gelen ilim insanları oraya yerleşti. Bu da oranın “ilim kenti” olarak anılmasını sağladı.
 
 
 
Memlükler ve Eyyubiler döneminde, Şam ve Halep’te ilim insanlarına önemli görevler veriliyordu. Görev verilen bu insanlar, neredeyse Suriye’nin en tanınmış ilim, bilge insanlarıydı. İşte memlükler ve Eyyubiler döneminde bu görevlere getirilen kişilerden bir çoğu Kobanéli idi.
 
 
 
 
19. yy’da, Osmanlılar tarafından Anadolu ve Irak’tan Suriye’ye Kürt aşiret reisleri yerleştiriliyordu. İşte bu dönemde Kürtler’in sayıları daha da arttı. Osmanlı Devletinin I.Dünya savaşından yenik çıkması ile bölge haritası yeniden çizilince Suriye toprakları Fransız işgali altına girdi. Böylece bölgede yaşayan Kürtler Osmanlı’dan ayrılmış oldu. Lozan Antlaşması ile Türkiye - Suriye sınırı kesinleşince, Türkiye’nin Güneydoğusunda yaşayan Kürtler ile Suriye tarafında yaşayan Kürtlerin arasına sınır çizilmiş oldu. Yani Kürler ve Kürt Coğrafyası parçalanmış oldu.
 
 
 
Şéx Said İsyanı ile birlikte ise yeni bir dönem başlamış oldu. Şéx Said İsyanı, aynı zamanda Suriye Kürtleri için de yapılmış bir isyandı. Bu isyanda, Kobané bilgeleri de yer alıyordu. İki büyük aşiret olan Miran ve Milli aşiretleri, Türkiye’yi terk etti ve Suriye’nin Kuzeyi’nde bulunan Cezire Bölgesi ile Kobané’ye yerleşti. 1927’de uygulanmaya başlanan Şark Islahat Planı’ndan dolayı ise Türkiye’de yaşayan yaklaşık 30 bin Kürt, Cezire ve Kobané’ye sürüldü. Böylece şimdiki Rojava’nın ilk işaretleri de verilmiş oldu. Çünkü Cezire ve Kobané’de artık nüfusun büyük çoğunluğu Kürt idi.
 
 
 
 
1927 Yılında Beyrut’ta, özellikle Kürtler’i bir araya getirmeye çalışan ve amacı bağımsız bir Kürdistan kurmak olan Xoybun Cemiyeti kuruldu. İşte bu dönemde Cezire, Şam ve Halep’te yaşayan Kürtler örgütlendi ve siyasi varlıklarını hissettirdi. Xoybun Cemiyeti güçlüydü. Çünkü kurucularının arasında eski Kürdistan Teali Cemiyetinin üyeleri, Şéx Said’in çocukları, Botan Emiri Bedirhan Bey’in torunları ve Cemilpaşazadeler gibi önemli Kürt ailelerinden isimler vardı. Birleşik bağımsız bir Kürt devleti kurmayı hedefleyen Hoybun Cemiyeti 1927 ile 1930 yılları arasında Ağrı da çıkan isyanlarda da etkili oldu.
 
 
 
 
Xoybun’un büyümesinde, Kobané’nin büyük bir etkisi var. Çünkü en etkili ve önemli örgütlenmeler bu topraklarda gerçekleşti.
 
 
 
 
1920’li yıllar aynı zamanda Kürt milliyetçiliğinin güçlenmeye başladığı dönemlerdi. 1927 yılında Beyrut’ta kurulan Xoybun Cemiyeti Cezire, Şam ve Halep gibi merkezlerdeki milliyetçileri bir araya getirdi. Bu kentlerde yükselen milliyetçilik, Kobané’de “yurtseverlik” olarak yeşerdi. Çünkü aydınların önemli bir kısmı orada yaşıyordu.
 
 
 
 
1954 ile 1961 yılları arasında çevre ülkelerden Cezire ve Kobané bölgelerine önemli bir Kürt göçü yaşanmıştı. Göçün sonucunda bölge nüfusu 240 binden 340 bine çıkmıştı. Bunun üzerine Suriye Cumhuriyeti hükümeti Cezire’de bir nüfus sayımı yapılmasını kararlaştırdı. Nüfus sayımından amaç bölgeye sonradan gelenleri tespit etmekti. Sayımda 1954 yılından önce bölgede yaşadığını kanıtlayamayan yaklaşık 200 bin Kürt kısa süre içinde yabancı statüsüne getirildi ve vatandaşlık hakları ellerinden alındı.
 
 
 
 
 
1963 yılında Suriye’de iktidara el koyan Baas Partisi döneminde de Suriye Kürtlerinin durumu kötüleşti. Baas rejimi Cezire bölgesinde yaşayan Kürtleri dışlama siyaseti güderken aynı zamanda onları potansiyel tehdit olarak değerlendiriyordu. Baas Hükümeti çok geçmeden bölgede yaşayan Kürtlerin Suriye içinde dağıtılması, buna karşılık bölgeleye Arapların yerleştirilmesi yönünde bir politika belirledi. Böylece Suriye’nin kuzey sınırında bir Arap kuşağı oluşturulacaktı. Ancak bu plan tam olarak işletilemedi. Plana yönelik bölgede yaşanan direniş üzerine hükümet bu konuda geri adım attı. Buna karşın Kürtlerin yaşam şartları her geçen gün ağırlaştı, hakları geriye gitti. Kürtçe yayınlar ve Kürtçenin konuşulması yasaklandı. Bölgedeki yer isimleri Arapça isimlerle değiştirildi. Vatandaşlıktan çıkarılarak yabancı statüsüne getirilen Kürtler ise temel vatandaşlık haklarından bile yoksun bırakıldı. Baas rejiminin Kürtlere yönelik bu politikaları günümüze kadar devam etti.
 
 
 
 
 
 
Peki yakın geçmişinizde ve günümüzde neler oldu?
 
Suriye iç savaşı patlak verince, Rojava Kürtleri kendi varlıkları ve bağımsızlıkları için direnişe geçti. Bu direniş, neredeyse Rojava Kürtleri için bir ölüm kalım mücadelesi oldu. Öyle ki direnişin kaybı, Rojava Kürtleri’nin varlıklarının sonuydu. Direnişin zaferler sonuçlanması ise Rojava’nın, yani Suriye Kürdistanı’nın kuruluşu demekti.
 
 
 
 
İşte bunun bilinciyle örgütlenen Rojava Kürtleri, bütün güçlerini seferber ettiler ve müthiş bir irade savaşı gösterdiler. Sonunda Esed ve El-Kaide güçlerini kendi topraklarından püskürtmeyi başardılar. Kısa sürede ülkelerinin bağımsızlıklarını ilan ettiler ve kendi kaderlerini kendileri tayin etmeye başladılar.
 
 
 
 
 
Bu durum sömürgeci güçleri iki açıdan rahatsız etti. Birincisi, kendi güdümlerinde olmadan Ortadoğu’da bir devletin kurulması kabul edilemezdi. Burada bir ülke kurulacaksa, sömürgeci işgalcilerin güdümünde olmalıydı. Çünkü kurulacak olan ülke, onların sömürgesi olmalıydı. İkincisi, hiçbir bağımsız ülkesi olmayan Kürtler’in bu başarısı işgalci güçleri endişelendirdi.
 
 
 
 
İşte bu iki nedenden dolayı Rojava kabul edilmedi ve en kısa sürede oranın düşürülmesi kararlaştırıldı. Bunun için IŞİD denilen vahşi örgüt kullanıldı. Her ne kadar IŞİD’e karşı ve onlarla savaşıyorlarmış gibi görünseler de, IŞİD’i bu güçler kuruyor ve destekliyor.
 
 
 
 
Çünkü IŞİD ile amaçlanan şey Ortadoğu’da, ABD ortaklı bir İsrail devletinin kurulmasıdır. Bunun için de en stratejik yer Rojava ve Irak Kürdistanı hattıdır.
 
 
 
 
Kobané ise, Rojava direnişinin ve zaferinin sembolüdür. Rojava, ilk kez dünyadaki bütün Kürtleri bir araya getirdi ve tümünün birlikte savaşmasını sağladı. Denilebilir ki ilk kez dünya, Kürtler’in varlık gücünü burada gördü. İşte bundan dolayı Rojava, bir anlamda Kürtler’in kimliği ve gücü demektir. Kobané’nin düşmesi ise, Rojava’nın kırılması demektir.
 
 
 
 
 
 
Yani Kobané’nin düşmesi, Kürtler’in direnişinin kırılması ve ciddi bir motivasyon kaybıdır. Buranın düşmesi, Kürtler’in onurunun incinmesidir.
 
 
 
 
İşte bu yüzden işgalci güçler, Kobané’nin düşmesini destekliyor. Kobané’nin düşürülmesiyle birlikte, bir yandan İsrail devletinin kuruluşunun hızlandırılması, öte yandan da Kürtler’in dünya karşısında onursuzlaştırılması…
 
Amaçlanan şey budur.
 
 
 
 
 
Bu yüzden Kürtler açısından bakıldığında, Kobané düşmemelidir. IŞİD vahşilerinin Kobané’ye girmesi ve oraya hakim olmaları, Kürt siyasetinin ve hareketinin ciddi anlamda zarar görmesi demektir. Sadece Rojava’da değil, bütün dünyada Kürtler’in itibarının zayıflaması demektir.
 
 
 
 
Öte yandan Kobané’ye IŞİD çetesinin girememesi demek, hem bu örgütün hem de işgalci güçlerin hayal kırıklığı demektir. Bir anlamda bu, Kürtler’in dünya arenasında çok ciddi bir güç ve prestij kazanması demektir. Denilebilir ki Kürtler’in kaderi ve siyasi gelecekleri Kobané’ye bağlıdır.
 
 
 
 
Yani Kobané, ya Kürt hareketinin ya da IŞİD ve destekçilerinin varlık sebebini ortaya koyacaktır.
 
 
 
 
Bu yüzden dünyadaki bütün Kürtler, var güçleriyle Kobané için çalışmak ve oranın direnişine destek vermek zorundalar.
 
 

Çünkü Kobané, artık bir “onur” sembolüdür. 

  • Etiketler :
  • Van Haber