2026-10-12 22:42:07 | Son Güncelleme : 2026-10-13 01:01:47
Daha önce Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde bir okulda yaşanan ve bir öğretmenimizle sekiz öğrencimizin hayatını kaybettiği elim hadisenin ardından “Eğitim, Şiddet ve Toplumsal Sorumluluk Üzerine” başlıklı bir yazı kaleme almıştım. O yazıya şu soruyla başlamıştım:
“Bu değerlendirmeyi neden bugün yapıyorum, neden hadisenin yaşandığı gün değil de birkaç gün sonra konuşmayı tercih ettim?”
Çünkü böylesine ağır hadiselerin hemen ardından, bilgiler henüz netleşmeden ve insanların acısı henüz çok tazeyken hüküm vermenin doğru olmadığını düşünüyorum.
Ancak bu eğitim-öğretim yılında peş peşe yaşanan olaylar, sadece sosyal medyada bir kınama veya başsağlığı mesajı yayımlayıp geçmenin yeterli olmadığını, bu meseleyi yeniden, daha ciddi ve daha kapsamlı biçimde ele almamız gerektiğini gösteriyor.
22 Eylül’de Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okulun yakınında meydana gelen silahlı saldırıda 11 öğrencimiz yaralandı. 28 Eylül’de Van’ın Tuşba ilçesinde 7. sınıfta okuyan bir öğrencinin okula pompalı tüfekle gelmesi, zamanında yapılan müdahale sayesinde herhangi bir can kaybı veya yaralanma yaşanmadan önlendi. Son olarak İstanbul Başakşehir’de, Kayaşehir Şeyh Şamil İmam Hatip Ortaokulu’nda meydana gelen bıçaklı saldırıda bir evladımızı kaybettik, yedi öğrencimiz yaralandı.
Hayatını kaybeden yavrumuza Allah’tan rahmet, ailesine ve yakınlarına sabr-ı cemil; yaralı öğrencilerimize acil şifalar diliyorum.
Elbette her olayın kendine mahsus sebepleri ve şartları vardır. Birbirinden farklı hadiseleri aynı torbaya koyarak aceleci hükümler vermek doğru olmaz. Ancak kısa zaman aralıklarıyla çocukların, okulların, silahın, bıçağın ve şiddetin yan yana geldiği bu tabloyu da görmezden gelemeyiz. Çocuklarımızın içinde yetiştiği sosyal ve psikolojik iklim üzerinde ciddi biçimde düşünmek zorundayız.
Konuyu sadece “okul güvenliği” başlığı altında ele almak bana göre meselenin en kolay tarafına bakmak olur. Bir çocuğun okula silahla veya kesici bir aletle girebilmesi elbette son derece ciddi bir güvenlik problemidir. Gerekli tedbirler alınmalı, varsa ihmaller ortaya çıkarılmalı ve sorumlular hakkında gereği yapılmalıdır. Burada üzerinde durmamız gereken, çocuğu o noktaya getiren şartlardır.
Yıllarca eğitim meseleleriyle uğraşmış, üniversitede hocalık yapmış ve Millî Eğitim Bakanlığı sorumluluğunu taşımış biri olarak şunu açıkça ifade etmek isterim: Okul, toplumdan tecrit edilmiş bir alan değildir. Çocuk evde gördüğünü, sokakta işittiğini, televizyonda seyrettiğini, internette karşılaştığını ve yetişkinlerin davranışlarında gördüğü örnekleri beraberinde okula taşır. Eğer toplumun genelinde ürettiğimiz kültürle okullarda karşılaştığımız çocuk davranışları arasında bir benzeşme varsa, bunun bütün sorumluluğunu öğretmenin veya okul müdürünün üzerine bırakmak ne hakkaniyetlidir ne de gerçekçidir.
Bu habere ilk yorum yapan sen ol.