2026-06-07 22:04:00 | Son Güncelleme : 2026-06-09 04:56:38
Demokrasi Platformu tarafından Bahar Konferansları’nın ikincisini “Adalet Hemen Şimdi” başlığıyla Fatih’teki bir otelde düzenlendi. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Altınbaş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevtap Yokuş, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski hukuk danışmanı Prof. Dr. İzzet Özgenç ile hukukçu-yazar Figen Çalıkuşu’nun konuşmacı olarak katıldığı panelde eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik açış konuşması yaptı.
“Medeni insanlar yönetilmelerine müsaade ederler ama güdülmelerine müsaade etmezler. Bunun için örgütlenirler” diyen Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Örgütlü toplum, kendisinin yönetilmesine müsaade eder ama başka türlü muamele görmeye müsaade etmez. Bizde çok sayıda sivil toplum örgütü zannettiğimiz örgüt var. Bu meslek kuruluşları TOBB’dan TESK’e, Odalar Birliği’nden Borsalar Birliği’ne, Barolar Birliği’ne varıncaya kadar bunlar kanunla kurulmuş meslek örgütleridir ve Avrupa Birliği, bunların hiçbirisini STK olarak kabul etmiyor. Hükümetin güdümünde olmayan, kanunla kurulmayan, gönüllülük esasına dayalı; yerine geldiği zaman itirazları olan, yerine göre kabulleri, teklifleri olan, önerileri olan kuruluşlardır. Bizim 14-15 meslek örgütü vardır. Bir de kanunda da bunlar kamu kurumu niteliğinde meslek örgütü diye geçer. O açıdan derneklerin, vakıfların, bu tür siyasi inisiyatiflerin, platformların bizim gibi demokrasi sancısı çeken, bir türlü demokratik cumhuriyet olamamış ülkeler için ekmek kadar, su kadar ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Bunun için bu Demokrasi Platformu kuruldu ve bunun için faaliyet gösteriyoruz. Niçin adalet ve hemen şimdi? Adalet halkımızın ekmeğidir, insanların ekmeğidir.”
“ÇAKILMIŞ DURUMDAYIZ’
Albert Einstein, Hazreti Ali ile Michel de Montaigne’den alıntılar yapan Çelik, şunları dile getirdi:
“Ahlâk çok geniş bir kavramdır ve o da bizde maalesef çok eksikliğini hissettiğimiz bir şeydir. Niçin adalet? Dünya Adalet Raporu’na göre Türkiye 143 ülke arasında 118’inci sıradadır. Honduras gibi, Angola gibi ülkeler bile bizim önümüzdedir. Bu çok hazin bir durum değil mi? 2015’te Türkiye 80’inci sıradaydı. 10 yılda 38 basamak düşmüşüz. Adeta çakılmış durumdayız. Bireysel özgürlükler açısından dünyadaki perspektife göre Türkiye, 165 ülke içerisinde 144’üncü sıradadır. Türkiye’de cezaevlerinin kapasitesi 300 bin civarındadır. Yaklaşık rakamlar söylüyorum. Şu anda cezaevlerimizde 420 bin insan var. Bu son infaz yasası ile birlikte aşağı yukarı 100 bine yakın oldu. Bu 500 küsur bin kişidir. Adalet çığlığı, adalete olan özlem, adalet eksikliği, adalet aksaklığı, mahkemelerdeki durum vs. bizim şu anda ekmek kadar, su kadar temel meselemiz durumundadır. Mutlak surette bu problemi aşmak zorundayız.”
‘KONUŞMAYLA İLGİLİ PROBLEMİMİZ VAR’ ‘KONUŞMAYLA İLGİLİ PROBLEMİMİZ VAR’
“Birileri bize diyor ki ‘Tamam konuşuyorsunuz da ne faydası var.’ Bir kere konuşacağız, beş kere konuşacağız, on kere konuşacağız ve biz konuşarak bu meselelerimizi halletmek zorundayız. Bir kere sonuç alamayabiliriz, beş kere alamayabiliriz ama eğer biz azıcık medeni bir toplumsak, eğer bizde kusurlu da olsa bir demokrasi varsa, eğer kağıt üzerinde de olsa bir hukuk devletinden söz ediyorsak meselelerimizi konuşarak halletmek zorundayız. Konuşmayla ilgili de bir problemimiz var. Susma hakkını kullanan bir toplum olamaz. Susan insan hak iddiasında bulunamaz. Köylü Mehmet Ağa, köy kahvesinde karnından konuşabilir, itiraz edebilir, kendi arasında dedikodu yapabilir ama üniversitenin, medyanın konuşmamak, gerçekleri haykırmamak gibi bir lüksü yoktur.”
Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun 2026 yılında yayınladığı Küresel Haklar Endeksi’ne değinen Çelik, “İşçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesinden birisi Türkiye’dir. Biz bunu hak ediyor muyuz? Bizim muktedir olan, etkili ve yetkili olan insanlara bunu söylediğiniz zaman ‘Yok, biz çok iyiyiz’ diyorlar. Tabii kimse ‘Ayranım ekşidir’ demiyor, mangalda kül bırakmıyor. Biz Demokrasi Platformu olarak eğer aynayı bu konunun çözümünde etkili ve yetkili olabilecek insanların yüzüne tutabilirsek kendimizi bahtiyar addedeceğiz” ifadelerini kullandı.
HAŞİM KILIÇ: TÜRKİYE YARGISI HİÇBİR DÖNEMDE BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ OLAMADI
Konferansta konuşan eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç da Türkiye’de yargının tarihsel durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Kılıç, “Türkiye Cumhuriyeti yargısı, Cumhuriyet’in hiçbir döneminde bağımsız ve tarafsız olamadı” dedi.
İstiklal Mahkemeleri’nden 1961 ve 12 Eylül darbelerine kadar birçok dönemde sorunların merkezinde yargı kararlarının bulunduğunu söyleyen Kılıç, yargının bazı krizlerin çıkmasında ve büyümesinde etkili olduğunu ifade etti.
“SEÇİME YAKIN PARTİ KAPATMA DAVALARINA BAKMAZDIK”
Haşim Kılıç, siyasi parti kapatma davalarına ilişkin AYM’deki geçmiş uygulamalara da değindi.
Seçimlere yakın dönemde açılan kapatma davalarına bakmamayı bir gelenek haline getirdiklerini belirten Kılıç, bunun adil olmayacağını söyledi.
Kılıç, son parti kapatma davasının sonuçlandırılmamasını da bu çerçevede değerlendirdi ve “İyi ki ertelemişler” ifadesini kullandı.
O dönem Anayasa Mahkemesi’ne ve başkanına çok ağır eleştiriler yöneltildiğini hatırlatan Kılıç, bugün aynı çevrelerin söz konusu partiyle daha olumlu ilişkiler içinde olmasını memnuniyetle karşıladığını söyledi.
AK PARTİ’NİN KAPATMA DAVASINI ANLATTI
Haşim Kılıç, 2007 yılında AK Parti hakkında açılan kapatma davasına da değindi.
Kılıç, başsavcının AYM’ye 487 delil sunduğunu, bu delillerin büyük bölümünün gazete kupürlerinden oluştuğunu söyledi.
“Başsavcının önümüze koyduğu 487 delilin 450 küsurunu bir çırpıda kenara attık ve sadece 30’a yakın delil kaldı” diyen Kılıç, yüzde 47 oy almış bir partinin gazete kupürleriyle kapatılmak istendiğini ifade etti.
Kılıç, partinin iyi ya da kötü olmasının kendisini ilgilendirmediğini, önemli olanın hukuk ilkeleri olduğunu belirtti.
ABDULLAH GÜL’ÜN ADAYLIĞI VE 367 KARARI
Kılıç, 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçimi sürecini de hatırlattı.
Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı gösterilmesinin ardından eşinin başörtülü olması nedeniyle bazı çevrelerin adaylığa sert şekilde karşı çıktığını belirten Kılıç, Köşk çevresinde insan zinciri oluşturularak tepki gösterildiğini anlattı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan oylamanın Anayasa Mahkemesi’ne taşındığını hatırlatan Kılıç, bu karara ilişkin çok önemli bir muhalefet şerhi bulunduğunu söyledi.
Kılıç, AYM’nin kısa sürede görüş değiştirerek yapılan oylamayı içtüzük değişikliği gibi değerlendirdiğini ve iptal kararı verdiğini belirtti.
Bu sürecin ardından AK Parti’nin erken seçim kararı aldığını, seçimden daha büyük milletvekili sayısıyla çıktığını ve sonrasında cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi sürecinin başladığını anlattı.
PARTİLİ CUMHURBAŞKANI SÜRECİ
Haşim Kılıç, 2014’te Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesinden sonraki süreci de değerlendirdi.
Kılıç’a göre Erdoğan, cumhurbaşkanı olduktan sonra bir partinin lideri gibi hareket ederek fiili bir durum oluşturdu.
Kılıç, daha sonra Devlet Bahçeli’nin bu fiili durumu resmileştirme çağrısı yaptığını ve anayasa değişikliğiyle partili cumhurbaşkanlığına geçildiğini söyledi.
Bu sürecin ardından cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin geldiğini belirten Kılıç, bugünkü siyasi tablonun oluşmasında geçmişte din ve inanç özgürlüğü alanında yapılan yanlışların önemli payı olduğunu ifade etti.
“BAŞÖRTÜSÜ KONUSUNDA FAHİŞ HATALAR YAPILDI”
Kılıç, 2010 öncesinde din ve inanç özgürlüğü alanında ciddi yanlışlar yapıldığını söyledi.
Anayasa Mahkemesi’nin başörtüsüyle ilgili iki kanunu ve bir anayasa değişikliğini iptal ettiğini hatırlatan Kılıç, bu kararların büyük hatalar olduğunu savundu.
Kılıç, başörtüsü meselesinin bugünkü siyasi tabloyu ortaya çıkardığını belirterek, geçmişte yapılan fahiş hatalar için milletten özür dilenmesi gerektiğini söyledi.
Adaletsizliğin toplumu çürüttüğünü vurgulayarak sözlerine başlayan Figen Çalıkuşu, “Türkiye belirsizlik fırtınasına sürükleniyor. Yaralarımız derin. Bir mahkemenin verdiği kararı başka mahkeme tanımıyor. Selahattin Demirtaş, Osman Kavala hala tutsaksa, KHK’lıların hakları hala verilmiyorsa, takipsizlik kararı verilen KHK’lar hala işine dönemiyorlarsa, Cumartesi Anneleri 31 yıldır hiç yılmadan kaybolan yakınlarını arıyorsa, ülkede çocuklarımız öğretmenlerini, anne babalarını akranlarını öldürebiliyorsa, adalet bakanı çıkıp da 6 yıldır devletin içine çöreklenen uçların kanlı elleriyle üzeri kapatılmış genç bir kadın evladınız Gülistan Dokun’nun soruşturmasını açarken katilleri aramızda geziyorsa hala Narin yavrumuzu orada bırakan hukukun devletinin ruhu da rahmetli olmuş demektir.” dedi.
‘BAŞKANLIK REJİMİYLE DEMOKRASİDEN UZAKLAŞTIK’
Panel devamında söz alan Anayasa Hukukçusu Sevtap Yokuş, Türkiye’nin cumhuriyet döneminin başından 2002 yılına kadar tam anlamıyla demokratik bir ülke olmadığını vurgulayarak şöyle devam etti:
“AKP’nin gelişiyle birlikte ve ilk dönem AB uyum yasaları konusunda adımların da atılmasıyla bunun bir umut olacağını düşündük. Özellikle 2004 yılında ‘iç hukuk ve AİHM kararları birbirleriyle çakışıyorsa AİHM kararları bağlayıcıdır.’ Türkiye hükümetinin aldığı karardan sonra artık demokrasi yolunda ilerlendiğini düşündük ancak bugün gelinen noktada nasıl yanıldığımızı görebiliyorum. 2017 yılında başkanlık rejimine geçişle birlikte artık demokrasiden tamamen uzaklaşıldı. Dünyada başkanlık sistemiyle yönetilen ve demokrasi sayılabilecek sadece ABD örneği var. Yarı başkanlık sistemine örnek olarak da sadece Fransa örnek olarak gösterilebilir”
Bu habere ilk yorum yapan sen ol.