son dakika haberleri

Naif Yaşar : ÇOCUKLUĞUMUN ANLAMI

Naif Yaşar yazdı: ÇOCUKLUĞUMUN ANLAMI

Bizi Facebook'dan takip edin
Bizi Twitter'dan takip edin
Naif Yaşar : ÇOCUKLUĞUMUN ANLAMI
Haber Yorumları

    Haber Tarihi : 23.01.2020  14:42:00 eklendi.

  Kış geceleri çok uzun geçerdi,spiriz dağının eteklerine yayılan o dağ kasabasında.

 

Ekseriyeti toprak damlı evlerdi.

 


2 bilemedin üç gözlü evlerdi.



Ermeni göçünden sonra, Yahudiler , Siirtliler ve yöre yerlilerinden oluşan halklar mozaiği ile kardeşçe bir yaşamın sürdüğü topraklardı.


 

Dedim ya 'Kış geceleri uzun mu uzundu"...


 

Metreler boyu kar yağardı.


 

Evler kar altında kalırdı.

 


Damdan dama atladığımız çok olmuştur.

 


Soğuklar adeta bıçak misali keserdi suratları.


 

Haliyle kasaba ahalisi de karanlık çökmeden kapanırlardı evlerine.


 

Camlarda cılız ışıkların süzüldüğü evler.


 

O insan siluetlerinin dahi zar zor seçildiği evlerde dengbej dinletileri bittiğinde derin sohbetler başlardı.


 

Tezek,geven ya da odun ile doldurulan ,sac sobalarda yayılan ısının verdiği keyifle ,uzun uzadıya, masallar ve hikayeler anlatılırdı.

 

 

Vay anasına vayyy.

 

 

Ne günlerdi öyle.


' Arnavut Abdullah' lakaplı bir amca vardı.


 

Abdullah Eker...

 


Rahmetliyi unutmak mümkün mü???


 

Dedim ya rahmetlinin lakabı 'Arnavut Abdullah ' idi.


 

Sanırım fi tarihinde gelip Başkale'ye yerleşmişlerdi.


 

Ben altı yaşında iken rahmetli rahat altmış falan vardı.


 

Bizatihi kendisinin yaşadığını idi a ettiği, tüyler ürperten korku hikayeleri anlatırdı.  Usta'nın(eker), anlattığı o korku dolu hikayeleri unutmak mümkün mü?


 

Abdullah Amca,

 


ilçeye elektrik enerjisi sağlayan hidroelektrik santralına bakıyordu.


 

(Gerçi konun uzmanı değildi lakin belediye kendisini görevlendirmişti.  Zira işini de bi hakken yapıyordu. En azından şimdi ki TEDAŞ 'tan iyiydi🤣)

 

 

Elektrik santrali, spiriz dağından inen spiriz suyuyla çalışıyordu.

 

 

Dağın eteğinde, kuytu , kasvetli bir derede kurulu olan santral binası adeta Abdullah Ustanın evi gibiydi.

 

 

Zamanının çoğunu bu tek gözlü betonarme binada geçiriyordu.

 

 

 

SANTRALDE HALAY KURANLAR KIMDİ?

 

 

Abdullah Amca hakkında dinlendirilmiş fazlaca şehir efsanesi vardı.

 

Kimine göre Abdullah amca üç harfliler ile evliydi (biz Kürtler 'mecétır) deriz.

 

 

Kimilerine göre Abdullah Amca'nın Gero adında, gündüz kedi gece tığ gibi delikanlı olan bir dostu varmış. 

 

 

Vs.vs...

 

 

Hiç unutmam.

 

 

Yine soğuk bir kış gecesiydi.

 

Tavandaki lamba odanın duvarlarını dahi aydınlatamayacak kadar takatsiz di.

 

 

Sobadaki alev o mecali tükenmiş lambaya adeta can suyu katıyordu.

 

 

Toprak damlı küçük bir odaydı.

 

 

Biz kuzenler sırayla duvarın dibinde Abdullah amca da başköşede bir yer minderinin üzerinde oturuyordu.

 

 

Ayağındaki siyah şalvarı, başındaki altı köşe şapkasıyla bağdaş kurmuştu.

 

 

Ağızlığına tütün sarması sigarasını yerleştirdi,çakmağı çaktı ve o daha söze başlamadan biz sübyanların tüyleri çoktan diken diken olmuştu.

 

 

"Çocuklar" deyip söze girdi .

 


Sonrasında devamla;

 

 

--Bir kedim vardı.

 

 

Adı GERO idi.

 

Gero ile iyi dosttuk.

 

 

O sessiz ve kasvetli derede tek yoldaşım GERO idi.

 

 

Âdeta birbirimizle sohbet eder dertleşirdik.

 

 

Bir yaz gecesiydi.

 

 

Ben santral binasında yatağıma geçtim, korkudan yorganımı başıma çektim.

 

Gero da yanıma kıvrılıp kafasını bacaklarının arasına alıp gözlerini kapattı.

 

 

Gündüzün yorgunluğundan ve biraz da korkudan hemencecik uyuya kalmışım.

 

Hidro elektrik santrali motorunda çıkan kulakları sağır eden gürültü dahi uykuma engel olamamıştı.


 

Ağzımız açık, kalbimiz adeta durmuşçasına Abdullah Amcayı can kulağıyla dinlerken gece de hayli ilerlemişti.

 

 

Abdullah Amca sözlerine devamla,

 

 

Çocuklar...

 

 

Gecenin bir vakti bir de baktım ki sanki birileri tekme ile kafama vuruyordu.

 

"Abdullah..

 

Abdullah...kalk halaya katıl " gibi sesler duyuyordum.

 

 

Yorganı iyiden iyi başıma çektim ve sudan çıkan tavuk misali tir tir titremeye başladım.

 

 

Gerçi bu ilk olan bir şey değildi.daha önceleri de bu tür şeylere tanık olmuştum ama bu sefer ki bir başkaydı.

 

 

Kalbim adeta durmuş iken baktım ki biri kolumdan tuttu ve yataktan çıkardı.

 

 

Altmış yaşında adamım rüya olsa bilmez miyim?

 

 

Âdeta o anı yaşıyordum.

 

 

Uykulu gözlerimi araladım,bir de gördüm ki kızlı-erkekli dünyalar güzelleri ve yakışıklılarından oluşan bir halay grubunun içindeyim.

 

 

Yatağım yerli yerinde duruyor ama Gero yok.

 

 

Halay,iki-üç tür döndükten sonra ,halay başındaki delikanlı , "Abdullah, sen otur bize türkü söyle)

 

 

Bir yere iliştim ve günün ilk ışıklarına kadar onlara oyun havaları söyledim onlar oynadı.

 

 

 

Gün daha aydınlanmadan bir baktım ki o beton odayı bir ölüm sessizliği sardı.


 

Sivrisinek sesi dahi duyulmuyordu.

 

 

Yorganım döşeğin kenarında, can dostum GERO da yorganın üzerinde mışıl mışıl uyuyor.

 

 

 

Kafam davul gibi oldu.

 

 

Sağıma soluma baktım değişik bir şey yok.

 

 

Şeytana lanet okuyup sabah namazını kılıp motorun olduğu bölüme geçtim.

 

 

Günler geçti aradan.

 

 

Hatta haftalar.

 

 

"Yaşadıklarım bir rüyadır "deyip geçiştiriyordum.

 

 

Bu sırrımı kimseyle de paylaşmadım...

 


 

Abdullah Amca bunları anlatırken biz çocuklar gayrı iyiden iyiye birbirimize sokulmuştuk.

 

 

 

Adeta nefes dahi alamıyorduk.

 

 

Arnavut Abdullah kaldığı yerden devam etti.

 

 

---arada bir yine bu sesleri duyuyordum ama kimse artik beni uyandırmıyordu...

 

 

GERO BiR CİN MiYDi???

 

 

Ama farklı şeyler oluyordu.


 

Dostum ,kader arkadaşım GERO'nun halinde bir gariplikler vardı.

 

 

Sırtı siyah ,karnı beyaz ,gözbebekleri bal rengi GERO gündüz bir saniye dahi dibimde ayrılmaz iken,karanlık çöker çökmez, adeta bir hayalet misali ortadan kayboluyordu .

Olağan bir durum değildi.

 

 

GERO'yu takibe almaya karar verdim.

 

 

Sanıyorum ki GERO kendisini takip ettiğimi anlamış olacak ki ,daha temkinli davranışlar sergilemeye başladı.

 

 

Yine Bir sonbahar gecesiydi.

 

 

Şema da milyonlarca yıldız.

 

 

odun ateşi ile demlenmiş çayın tadını çıkarıyordum.

 

 

Tütünden sarılmış sigarayı, yine sigara ateşi ile yeniliyordum.

 

 

GERO da dizimin dibine kıvrılmış mırıldanıyordu.

 

 

Bir ara içimin geçtiğini ve göz kapaklarımın kapandığını hissettim.

 

 

Uyandığımda GERO yanımda yoktu.

 

 

Sağa baktım sola baktım GERO yok.

 

 

Bir de ne göreyim!!!

 

 

Baktım ki santralin bulunduğu derenin aşağılarında bir türküler söyleniyor ki arş-ı ala'yı inletiyor.

 

 

Sesin olduğu yere yöneldim.

 

 

Tüm korkuları yenmiştim.

 

 

 

Bu seslerin akıbetini öğrenmeliydim.

 

 

Dere ağzında yürürken bir de baktım ki can yoldaşım GERO da az ileride önümde yürüyor.

 

 

Hiç çaktırmadan onu izlemeye başladım.

 


Sesler gittikçe yakınlaşıyordu.

 

 

Gero da istikrarlı şekilde o seslerin geldiği yere doğru ilerliyordu.

 

 

Gecenin geç saatleri idi.

 

 

Uykuda olup olmadığımı test etmek için, dere suyundan yüzümü yıkadım.

 

 

Hayır....hayır...bu kesinlikle bir rüya değildi.

 

 

Aylar öncesinde gördüğüm halay grubu bu kez derede halay kurmuş ve deliler gibi eğleniyordu.

 



GERO onların yanına varır varmaz,kedi derisini üstünden sıyırıp tığ gibi bir delikanlı oldu ve halayın başına geçti.

 


 

Gördüklerim karşısında adeta kan durmuştu.

 


 

Bir kayanın arkasında, güzel kızlar ve yakışıklı gençlerden oluşan halayı uzun süre izledim.

 


 

Meğerse o ara kendimden geçmişim.

 


 

Uyandığımda şafak sökmüş ve sesler dinmişti.

 


 

Ve en ilginç olanı GERO'yu bir daha da görmedim.

 


 

Bir sır oldu kayıplara karıştı.

 


 

Ve çocuklar işte yaşadıklarım bundan ibaret.

 


 

Rahmetli Arnavut Abdullah dayının anlattıkları bitmiş ama biz yerimizden kalkmaya cesaret edemiyorduk.

 


 

Etrafımıza bakınıyorduk, o halay şimdi bir da kurulur mu diye?

 


 

Korkudan hiçbirimiz evimize gidemedik.

 


 

Sobanın arkasına yığılıp koyun koyuna birbirimize sarılarak sabahladık...

 

 

 

Daha sonraki geceler de Abdullah Dayının buna benzer onlarca hikayesini dinledik.

 


 

Kendisini ve ebediyete intikal eden tüm büyüklerimizi rahmet ve saygı ile yad ediyorum.

 

 

 

Evet ...Evet...

 

 

 

İşte o çocukluk yıllarımızda o dağ kasabasında bu hikayelerle büyüdük.

 

 

 

Ne güzel bir kasabaydı.

 


 

Ne mutlu günlerdi.

 


Bu anıları siz okurlarla paylaşayım dedim.

 

 

Korkusuz,kaygısız nice yaşamlar diliyorum.

 


Van |  Diğer Haberler

Yazarlarımız

Haber Akışı

Vizyondakiler

İlçe Haberleri

İlçeye Tıklayarak Haberlere Ulaşabilsiniz.

Bugün En çok Okunanalar
Anketimize Katılın
Van'ın en önemli sorunu nedir
Ekonomi
Elektrik Sorunu
Huzur
Ulaşım Sorunu
Yönetim Sorunu
Sonuçları Gör
Bizi Takip Edenler