son dakika haberleri
Bizi Facebook'dan takip edin
Bizi Twitter'dan takip edin
Erdal ORMAN

BİR KUPA MAÇININ ANATOMİSİ

Gelenek ve kültürle aktarılan, beyne işlenmiş basmakalıp ön yargılardan kurtulmak ne kadarda zor! Geçtiğimiz Salı günü, Van Atatürk Stadında maç anlatan A Spor’un genç spikeri de aynı duyguların esiri olmuş bir vaziyette idi. Sanki Türkiye’nin doğusuna ilk kez gelmiş veya yabancı bir ülkedeymiş gibiydi. Maç boyunca düzenli aralıklarla ‘‘Van’ dan tüm Türkiye’ye hatta Dünyaya Van seyircisi Türk bayraklarıyla maça gelerek birlik mesajı verdi. Hep bir ağızdan İstiklal Marşını okudular, çok güzel anılar biriktirerek gidiyoruz Van’dan’’ deyip durdu. Hatta, rejinin Toprak Kaledeki ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ yazısına ve karşı tribünlere asılı bulunan ‘Vatanın sol yanı Van’dır Çanakkale’de yatan benim de atamdır.’ pankartına atıfta bulunarak birçok güzelleme yaptı... Oysa, iyi niyetinden şüphe etmediğimiz deneyimsiz genç spikerin bilmediği bir şey vardı. O yazının yaşı Cumhuriyetle eş, ayrıca Van da bayraklarla maça gelmek ilk defa değildi! Van da ben kendimi bildim bileli, maça başlamadan önce saygıyla tüm stat, İstiklal Marşı okumadan asla maça başlanmaz. Hatta Van seyircisinin maç sonunda bile istiklal marşı okuduğuna şahit oldu bu gözler. Hakemlerden çok çekmiş olan Vanspor, 1996-97 sezonunda Van’da oynanan Trabzonspor maçında Hakem Muhittin Boşat’ın, tam anlamıyla katline uğramıştı. Boşat Van’a maç günü gelmiş, ayağının tozuyla hiç ısınmadan, maça konsantre olamadan sahaya çıkmıştı. Başa baş devam eden maçta hakem öylesine kötü bir yönetim göstermişti ki verdiği ağır ve haksız bir penaltıyla, güzel giden maç bir anda gerilmişti. Sonrasında işler çığırından çıkmıştı. Boşat, kendi hatalarını örtbas etmek için maçı 85. dakikada tatil etmişti. 5-1 biten maçta taraflı hakeme tepki olsun diye tüm stat, maç sonunda İstiklal Marşı okumuştuk. Yani, ‘‘yok bizim sizden farkımız, biz de bu vatanın evlatlarıyız’’ demek için…


İşte bu kupa maçında da A Spor muhabirinin diline dolaşan ve bana göre asla asılmaması gereken o pankart, aslında her daim uğranılan o ötekileştirmenin haykırışı olarak o tribünlere asılmıştı. Fakat yıllar geçse de algı değişmiyor, ötekileştirme değişmiyor, hor görme bitmiyor. Bu sezon oynanan Elazığ ve Sakarya maçlarından tutun, dünkü kupa maçına kadar hep bu ön yargıların kurbanı oluyoruz. Bir türlü anlatamıyoruz kendimizi. Biz, siz yok bütün var. Bu tür pankartları asarak, tam tersine bu yaftayı üzerimize alıyoruz böyle davranarak. Van Türkiye’nin bir parçasıdır arkadaş. Daha geçen hafta Kırşehirli kardeşlerimiz bizi bağrına basmadı mı? Üstelik kendi evlerinde yenmemize rağmen bizi kardeşçe evimize yollamadılar mı? Bizim de yapmamız gereken bu. İşte üzerimize yapışmış olan o, 2009 da ki talihsiz Eyüp maçı, yıllar geçse de ardımızdan geliyor bizimle. Yani o maçtan sonra Vanspor evinde birçok maç kaybetti ama seyircimizden bir daha asla o kontrolsüz hareketler görülmedi. Yani bunun düzelmesi için zamana ihtiyaç var. Ve fırsatlarda var. Örneğin Sakaryaspor’da Elazığspor’da Van’a gelecekler. Onları kardeşçe en iyi şekilde ağırlayıp, bu vatanın bölünmez bütünlüğünün garantisi Van’dır dedirtip, utandırarak göndermek en büyük propagandadır. Bu tür yaklaşımların en son uğrayacağı yer, en birleştirici spor dalı olan futbolda yaşanmaması gerekirken maalesef artarak devam ettiriliyor. Yine de A spor muhabirinin maçı anlatırken sürekli değindiği taraftarımızın coşkusu ve kalabalığı elbette gurur vericiydi. Ayrıca bu taraftarın yıllarca özlem duyduğu kendisine yakışır bir stada kavuşması gerektiğini ve süper ligde bile böyle coşkulu seyirci görmediğini sık sık tekrarlaması da takdire şayandı. Elbette böyle organizasyonlarda Van’a gelen muhabirlerin meslektaşlık babında güzel ağırlanıp ilgi gösterilip bu şekilde olumla propaganda yaptırmakta yerel spor basınımızın güzide temsilcilerinin dâhice düşündüğü bir fırsattı. Ve yerini de buldu. Alkışlıyoruz…


***


Ziraat Türkiye Kupası adıyla anılan ve aynı zamanda federasyonun da itibarı olan bu kupanın, ne maksatla ve hangi amaca hizmet ettiğinin ortaya konması gerekiyor. Statü gereği tam 5 eleme turu yaşanan kupada, alt liglerde yer alan takımlar birbirlerini yerken, neredeyse son 16'ya alt liglerden gelen Anadolu kulüplerinin kalması imkânsızlaşıyor. Tek maç eleme sisteminde işi kimse ciddiye almıyor, küçük takımlar elenip bir an önce kurtulmak, ligine motive olmak istiyor. Takımlar konsantre olmayınca seyirci ilgisi de azalıyor, adeta büyük kulüplere peşkeş bir organizasyona dönüşüyor. Bu nedenle bence kupa statüsü yeniden ele alınmalı, tek maç eleminasyon usulünden vazgeçilip eskisi gibi grup maçlarına dönülmelidir. Tamamen büyükleri korumak amacıyla seri başı takım uygulamasıyla bu eleme usulünden, yayıncı kuruluşu kollama gayretinden uzaklaşılmalıdır. Bir kupanın ana amacı bir ülkede asla bir araya gelemeyecek takımları, bir hedef doğrultusunda motive edip futbolun mücadele nosyonuna katkı sunmaktır. Futbolu gerçekten seven ülkelerde kimse kupayı angarya olarak görmez. İşi daha adil ve şenlikli hale getiren ‘‘grup sistemli statü’’ de, gruplarda tüm maçların naklen yayınlanması ve her gruba en az 2 büyük süper lig takımının düşmesiyle, adeta mini bir süper lig yaşanıyordu. Hatırlayın, Fenerbahçe dâhil büyük takımların birer birer elendiği Aralık 2013 Ziraat Türkiye Kupası'nın oynandığı sezonu. Aziz Yıldırım’ın tamamen grup maçlarını hedef alan bir söylemiyle bu uygulama son bulmuştu. Hatta o günlerde kupa organizasyonu; "angarya" ve "zaten geliri de çok az" laflarıyla itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştı…


Vanspor’un geçmişine baktığımızda, şimdiye kadar kupa maceralarının pekte parlak geçmediği, genelde lig maçlarının daha ağır bastığı görülür. Kısacası geçmişi hatırlarsak; Tarihinde ilk kez 2008 sezonunda ikinci kademeye kalan B.Vanspor, Fortis Türkiye Kupası müsabakalarında Mehmet Tuğrul Hoca'nın yönetiminde, Mardinspor'u deplasmanda 2-1 yenmişti. Ardından 2. kademede Süper Ligin güçlü takımı Bursaspor’a elenmişti 2009-2010 sezonunda B.Vanspor, yine Mehmet Tuğrul'un yönetiminde o sezon birinci kademe maçlarında; Kahramanmaraşspor'u 3-1, ikinci kademede Şanlıurfaspor'u uzatmalarda 2-1'le geçmiş ve kulüp tarihinde ilk kez Türkiye Kupası play-off maçlarına katılmayı başarmıştı. B.Vanspor, play-off maçlarında 1.lig ekiplerinden Orduspor'a deplasmanda 1-0 yenilince gruplara kalmayı son anda kaybedip, bu tarihi fırsattan yararlanamamıştı. 2013-2014 sezonunda ise Cahit Sönmez yönetiminde Manisaspor'dan sonra Karşıyaka'yı da eleyerek dikkatleri üzerine çekmişti. Eleme turlarının geçerli olduğu 2017 sezonunda ise Ağrıspor'u deplasmanda eleyen Van BŞB spor, Süper ligin flaş ekibi Kayserispor'a elenmişti…


Bu sene ise Balıkesirspor ve Sancaktepe’yi eleyerek süper lig temsilcisi Kasımpaşaspor’la eşleşmiştik. İlk maçta verilmeyen net iki penaltıyla zaten tüm avantajı elinden alınmış olan takımımız, rövanş maçında var gücüyle asılarak 3. ligden kalma kısıtlı kadrosu, ve sakat, cezalı futbolcuların çokluğu nedeniyle olmayan defansıyla, süper lig ekibine ders vermiştir. Bu oyun, mücadele azmi bizce kupadan daha değerliydi. Zaten büyüklere peşkeş çekilen kupa, bırakın onların olsun. Bizim odaklanmamız gereken daha büyük ve kalıcı hedeflerimiz var. Bir üst lige tırmanmak 10 tane kupaya bedeldir…


Ancak, hafta içi olmasına rağmen saatler öncesinden stada akın edip içeriye anca maç başladıktan yarım saat sonra girebilen ve tribünleri tıka basa dolduran bu cefakâr seyirciye, bu zulmü reva gören zihniyet bana bir cevap versin lütfen. Gençlik spor il müdürlüğü yetkilileri veya Vanspor yönetimi, her kimden kaynaklı ise maç biletini günler öncesinden satıp, buna rağmen kapıları geç açarak insanların maç seyretme zevkini çileye döndürenlerden hesap sorulmalıdır. Anlı şanlı Süper lig ekipleri bile böyle seyirciye hasretken bunu hoyratça kullanmak hangi zihniyetin eseridir?

Erdal ORMAN  |  Diğer Yazıları

Erdal ORMAN Yazılarına Yapılan Yorumlar