Asıl güç eğitim
Sedat LAÇİNER
Asıl güç eğitim
Çin, Güney Kore, Hindistan, Brezilya, Japonya ve Avrupa da boş durmuyor. Dünya hızla yeniden yapılanma döneminden geçerken yakın geleceğin süper gücü olabilmek için asıl mücadele eğitim alanında kıran kırana sürüyor. ABD ise 2020’lerde iyiden iyiye sarsılma ihtimali bulunan dünya liderliğini kaptırmamak için asıl yatırımı Silahlı Kuvvetler’den çok, üniversitelerine ve diğer eğitim kurumlarına yapıyor. Neredeyse tüm kurumların bütçelerinde devasa indirimlere giden Başkan Barack Obama geçen hafta Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinin 70 milyar dolara çıkarılmasını talep etti. Obama’nın zor günlerde eğitime bu kadar büyük bütçeler talep etmesi elbette sebepsiz değil. Krizden çıkış da, büyük devlet olmak da bir açıdan daha iyi ve yaygın eğitimden geçiyor.
Ekonomi-eğitim ilişkisi
Krizden çıkmaya çalışan Amerikan ekonomisinin en önemli sorunu işsizlik. Ancak % 8’i aşan işsizliğin yanında iş dünyasının en önemli şikâyetlerinden biri de kalifiye eleman bulamamak. Yapılan araştırmalara göre 2018 yılına kadar ABD’de ortaya çıkacak istihdam talebinin % 60’dan fazlası sadece üniversitelerde (lisans ve ön lisans) verilebilecek eğitimleri gerektiriyor.
Araştırmaların bir diğer bulgusu da yüksek öğretim kalitesi ile ekonomik gelişmişlik arasındaki ilişki. ABD’de yetişkin nüfusun sadece % 40’ı üniversite mezunu (Türkiye’de bu oran % 11,2) ve görünen o ki Amerika’nın yüksek öğrenimdeki liderliği adım adım sallanıyor. Genç nüfusun üniversiteye devamı konusunda uzun yıllar dünya lideri olan ABD, OECD verilerine göre şu anda 15. sırada. Tüm bu veriler Amerikalıları telaşlandırıyor. Üniversiteye devamda 15. sırada olan ABD’nin ekonomide de aynı sıralara düşebileceği iddia ediliyor. Bu nedenle Obama Hükümeti tüm gücüyle üniversite eğitiminin önemi konusunda toplumda farkındalık oluşturmaya çalışıyor. Aynı zamanda yükseköğrenimin ucuzlatılması da bir diğer hedef. Çünkü üniversiteye gidememe sebeplerinin başında ücretlerin çok yüksek oluşu geliyor.
Lumina Vakfı gibi bazı kuruluşlar 2025 yılına kadar ABD’de üniversite mezunlarının nüfusa oranını % 60’a çıkarabilmek için kampanyalar düzenliyor. Kampanyanın tam adı ‘Hedef 2025’. Bu hedef doğrultusunda bazı işyerleri çalışanlarının üniversite ve yüksek lisans dereceleri yapabilmesi için özel izinler veriyor, hatta ücretlerine zam yapıyor. Amerika devleti ve toplumuyla eğer 2025’e kadar daha fazla ve daha nitelikli üniversite mezunları yetiştirebilirse dünyanın süper gücü olmaya devam edebileceğini, aksi takdirde sıradan bir ülkeye dönüşebileceğini biliyor.
Üniversiteler
Üniversitelere baktığımızda ise finansal sorunlar devam ediyor. Buna rağmen Amerikan üniversiteleri hala en zenginler arasında. Amerikan üniversitelerinin bağışlar yoluyla oluşturdukları fonların toplamı 410 milyar doları geçiyor. Bu rakam pek çok ülkenin milli gelirinden fazla. Sadece Harvard Üniversitesi’nin kasasındaki para 32 milyar doların üzerinde. ABD’de bağış vs’den gelen kaynaklarla 1 milyar doların üzerinde fona kavuşan üniversite sayısı 73’ün üzerinde. Zengin üniversiteler gelirlerinin büyük kısmını devletten değil mezunlarından, hayırsever iş dünyasından ve sivil toplumdan alıyor. Bunun için üniversiteler bağış kampanyaları düzenliyor. Sadece geçen yıl düzenlenen bağış kampanyalarında 33 milyar dolar toplandı. Bu rakam öylesine büyük ki, Türk üniversitelerinin toplam bütçesinden dahi fazla. Buna rağmen Amerikalılar zengin üniversitelerin daha zengin, fakirlerin ise daha fakir olmasından şikâyetçi. Elde edilen bağışların % 80’i sadece 20 iyi okula gidiyor ve bu da iyi eğitimin yaygınlaşmasına engel oluyor.
.......
YAZININ DEVAMINI OKU ....
Söz Sizde ! Konuyla İlgili Yorum Yapabilirsiniz..